Hiçbir şey yolunda değilken her şey yolundaymış gibi davranmamız ne kadar doğru?
Olumlu bakmak elbette ki hata değil. Aslında geleceğe dair umutla dolmamız için iyi bir itici güç de sağlayabiliyor. Öte yandan olumluluk samimiyetsiz, zorlamacı şekilde yapıldığında ve o an hissettiğimiz kaygı, korku, mutsuzluk ve zorlanmayı görmezden geldiğinde zarar verebiliyor.
Bu durumda, olumluluk sağlıklı değil, toksik oluyor.
Toksik olumluluk nedir?
Kaygı bozukluğu, özgüven gibi konularda da uzmanlaşmış klinik psikolog Dr Jaime Zuckerman toksik olumluluk kavramını şöyle açıklıyor: “bir kişinin kendisinin veya karşısındakinin çektiği duygusal ızdırap veya zor durumu görmeksizin (zoraki) olumlu bir kafa yapısında olmaya gayret etmesi veya etrafa pozitif enerji yayması gerektiği varsayımıdır”.

Toksik olumluluk pek çok formda kendini gösterebilir: Bu, neden üzgün olduğunuzu dinlemek yerine gerginliğinizi ifade ettiğiniz için sizi azarlayan bir aile üyesi olabilir. “İyi tarafından bakmak” veya “sahip olduklarına şükretmek” gibi bir yorumla karşılaşmanız olabilir. Size “mutlu olmak için bakış açınızı değiştirin” diyen bir özlü söz olabilir. Pandemi döneminde ne kadar üretken olduğunu defalarca paylaşan bir arkadaşınız olabilir. Üzüntü, endişe, yalnızlık veya korku duygularınız üzerinde durmamanız gerektiğini size söyleyip duran kendi duygularınız olabilir. Toksik olumlulukta olumsuz duygular doğası gereği kötü olarak görülür. Bunun yerine, pozitiflik ve mutluluk dürtüsel olarak ön plana çıkarılır ve insani duygusal deneyimler reddedilir, en aza indirilir veya geçersiz kılınır.
Baltimore’da bir psikoterapist olan Carolyn Karoll, “‘İyi’ görünme baskısı, hepimizin yaşadığı duygu çeşitliliğini geçersiz kılıyor,” diyor. “Sıkıntı hissettiğinizde kusurlu olduğunuz izlenimini verebilir, bu da yetersiz veya zayıf olduğunuza dair temel bir inançla içselleştirilebilir.”
Karoll şöyle devam ediyor: “İnsan deneyiminin bir parçası olan ve geçici duygular olan acı, üzüntü, kıskançlık hissetmek için kendinizi yargılamak, utanç gibi ikincil duygulara yol açabilir. İkincil duygular çok daha yoğundur ve vücutta daha kalıcı hasarlar bırakabilir.” Ve şunu ekliyor “Toksik olumluluk elimizdeki sorundan bizi uzaklaştırır ve zihinsel sağlığımız için çok önemli olan öz-şefkate yer açmaz.”
Zuckerman, “toksik pozitifliğin özünde herhangi bir iç rahatsızlığı ortadan kaldırmak ve geçersiz kılmak için kullanılan bir kaçınma stratejisi olduğunu” söylüyor. Öte yandan, duygularımızdan kaçtığımızda, aslında kendimize daha fazla zarar veriyoruz. Nasıl bir şeyi düşünmememiz istendiğinde (bkz. Pembe Fili Düşünme!) onu düşünme olasılığımız artıyorsa; duygularmımızı bastırmamız da daha faza içsel ve psikolojik strese neden oluyor.
Zuckerman, “Olumsuz duygulardan kaçınma veya bastırma çabası, kaygı artışı, depresyon ve zihinsel sağlığın genel olarak kötüleşmesine yol açar” diyor.
Toksik olumluluk bugünlerde daha da zararlı
420.000 kişinin hasta olduğunu, 11.600 yurttaşımızı kaybettiğimiz Covid-19da gerçek gerçekten acı. “Evde kal” uyarıları ve tedbirleri hepimizi izole etti. Pek çok kişi ücretsiz izne ayrılmak zorunda kaldı, biz şanslılar da evlerden çalışıyoruz. Bir kısmımız evden işlerini yürütmeye çalışırken bir yandan da çocuklarına göz kulak oluyor veya uzaktan eğitimlerine destek vermeye çalışıyor. Market çalışanları, kuryeler evlerinden ayrıldığı her gün tehlikeyle burun buruna çalışıyorlar. Sağlık çalışanları da aylardır ölüm oranlarının artması ve yoğun bakım ünitelerinin kapasitelerinin zorlanmasının da perçinlemesiyle orantısız strese maruz kalıyor.
Hep birlikte yalnızlık, kaygı ve hasta olma korkusuyla savaşıyoruz.
University of Chicago ABD’ye dair bir istatistik yayınladı ve burada, pandemic döneminde her 10 Amerikalıdan 6sının kaygı, depresyon, umutsuzluk, yalnızlık gibi güçlü negatif duygular tecrübe ettiklerilerini belirtti.
Bu dönemde verimli olma baskısı pek çoğumuzu yetersizlik hissiyle başbaşa bıraktı. Sağolsun, sosyal media da karantinanın avantajlarını nasıl süreceğimize dair postlarla dolu: Verimli ol! Yeni bir dil öğren veya mutfak hünerlerini geliştir! Ekmek yap! Dolabını düzelt! Haydi minimalist olalım!
Herkes stresle kendini meşgul ederek baş etmek zorunda değil. Hatta pek çoğumuz için, bu mesajlar da depresyon ve kaygı hissimizi tetikleyip bize zarar veriyor.
İyi Hissetmek Zorunda Değiliz — Aslında, normal olan da bu
İyi hissetmesen de olur demeyeceğim, iyi hissetmemen çok doğal! İnsanlar olarak sadece hissetmek istediğimiz duyguları seçemeyiz. Makina öyle çalışmıyor. Olanı olduğu gibi görüp, duygularımızın farkında olmak, acı veya değil, bizi “an”da tutacak en kritik araç aslında. Ve “an”a bakacak olursak da, bir krizin içindeyiz.
Pandemi döneminde kaygı hissetmemiz de doğal – aslında bir açıdan güvenliğimiz için gerekli bile. Bu kaygı hissi syesinde maske takıyoruz, sosyal mesafemizi koruyoruz. Anormal olan her duruma karşı vücudumuzun verdiği bir tepki kaygı… Ve şu an anormallikten öte, ortak bir travma yaşıyoruz. Ve hepimiz (maskelerimizle) aynı gemideyiz.
Peki, toksik olumlulukla nasıl başa çıkmalıyız?
1. Duygularını görmezden gelmeyi veya içine atmayı bırak
Nasıl hissettiğinin farkında ol ve iyisiyle kötüsüyle tüm duygularını hisset. Onlarla vakit geçir. (Duygularından kaçınmak sadece rahatsızlık hissini uzatmaya sebep olur.)
Aslında duyguların hakkında konuşmak (veya yazmak) da faydalı. Duyguları kelimeler aracılığıyla dökmenin, mutsuzluk, kızgınlık ve acı gibi duyguların yoğunluğunu azalttığını okumuştum bir yerde.
2. Senin hissettiklerinden farklı bile olsa; diğerlerinin nasıl hissettiğini dinle ve anlamaya çalış
Herkes kendi duygularından sorumlu – hissettikleri yüzünden başka birini utandırma. Herkes seninle aynı şekilde duygularıyla başa çıkmak zorunda değil. Elbette, ortam müsaitse, karşındaki kişiye tavsiyeni isteyip istemediğini sorabilirsin ama aksi takdirde, istenmeyen tavsiye yerine destek vermeyi de seçebilirsin.
3. Unutma: iyi olmamak sorun değil
Bunalmış ve yorgunsan, kendine dinlenmek veya pek de mükemmel olmayan birşeyleri suçluluk duymadan yapmak için izin verebilirsin.
4. Duyguların birbirini dışlamadığını hatırla
Sağlıklı olumluluk samimi duyguları kabul eder. Ya o ya da bu şeklinde değil; birden fazla karşıt duygunun aynı anda barınabileceği gerçeğini bilir. Diğer bir deyişle, aynı anda pandemide işini kaybettiğin için üzgünken, gelecekteki yeni fırsatlar için umut besliyor olabilirsin.
5. Gerçekçi Ol
Üretken hissetmek istiyorsan, küçük ve gerçekçi adımlarla başla. Duygusal stress hissettiğin dönemlerde şapkandan (kendini daha iyi hissedeceğini düşündüğün için) yeni yeni tavşanlar (yepyeni hedefler) çıkarma. Bunun yerine, zaten aşina ve iyi olduğunu düşündüğün konulardaki tecrübeni geliştir. Kendini daha iyi hissedene dek, bildiğin kadarıyla kal. Örneğin, yoga yapmayı seviyorsan, HIIT’e girişmek yerine, yeni yoga pratiklerini dene. Mevcut davranış repertuarımızın uzantıları olan ve bizi daha iyi hissettirecek şeyler yapmak, daha az iradee gücü ve bilişsel çaba gerektirir. Bu sayede bizi gerçekçi olmayan beklentiler belirlemekten ve nihayetinde karşılamamaktan korur.
6. Toksik olumluluk mesajlarını tespit et
Genellikle bu mesajlar fazlasıyla basittir: “sadece olumlu hisler” “mutluluğu seç”, vs… Unutma, olumluluğu toksik yapan şey, diğer gerçek duyguları göz ardı etmesidir. Mesajda olumluluğun tek ve en iyi yol olduğu iddia ediliyorsa, burada bir sorun vardır.
7. Sosyal medyaya temkinli yaklaş
Ünlü düşünür ben her zaman derim “kimse İngiltere vize fotoğrafı kadar çirkin, Instagram profil resmi kadar güzel değildir”. Çok az insan hatalarını, zaaflarını, çirkin bulduğu taraflarını veya yanlış verdiği kararları bir post haline getirir. Haliyle, sosyal medya herkesin bu zor dönemi senden daha iyi atlatıyor olduğu izlenimini verebilir. Ve bu durum yalnızlık ve utanç duygusunu perçinler.
Kendini toksik olumlulluktan korumak bazı kritik düşünme becerilerini gerektiriyor. Bunun için de endişelerinde, enerji veya motivasyon düşüklüğünde yalnız olmadığını bilmek, ve sosyal medyaya maruz kalırken kendi filtrelerini koymak faydalı olabilir.
