Beslenmeyle Antibiyotik Kullanımını ve Sindirim Sağlığını Dengelemek
2019 yılında Dünya Sağlık Örgütü (WHO) antibiyotik direncinin (Vikipedi: “Antibiyotik direnci bir mikroorganizmanın antibiyotiklerin etkilerine karşı durabilme yeteneğidir. İlaç direncinin özel bir çeşididir. Antibiyotik direnci doğal seçilim yoluyla rastgele mutasyon üzerinde evrimleşir ancak bir topluluk içinde evrimsel stres uygulamasıyla da gerçekleştirilebilir.”) küresel sağlığımızın en ciddi ilk 10 tehditi arasında olduğunu söyledi. Ne yazık ki, antibiyotik direncinin de ana sebebi aşırı ve yanlış antibiyotik kullanımı.

Var olan bir enfeksiyonla mücadele için reçete edilmiş olan veya bir cerrahi müdahaleden önce ve sonra tedbir amaçlı kullanılan antibiyotikler bakterileri öldüren veya büyümesini yavaşlatan faydalı ilaçlardır. Doğru kullanıldığında bize savaşmakta yardım eder veya hayat kurtarır. Genelde vücudumuz bağışıklık sistemimiz sayesinde, akyuvarların liderliğinde enfeksiyonla mücadele yeteneğine sahiptir. Akyuvarlar, kan ve dokular aracılığıyla vücutta hareket ederler, yabancı işgalciler (bakteri, virüs, parazit veya mantar) var mı diye ortalığı kolaçan ederler. Ama bazen, zararlı bakterilerin sayısı aşırı olduğunda, bağışıklık sistemimiz hepsiyle tek başına savaşamaz. Antibiyotikler tam da bu senaryoda fazlasıyla işlevseldir.
Öte yandan, antibiyotikler soğuk algınlığı, grip, öksürük gibi viral enfeksiyonları tedavi edemez.
İnsanlar antibiyotikleri aşırı veya hatalı kullanıldığında, bakteriler buna dirençli hale gelebilir. Örneğin, iyileştiğinizi düşündüğünüz için doktorun bitirmenizi tavsiye ettiği kutuyu yarıda bırakırsanız, bakteriler o antibiyotikle tanıştığı ama o antibiyotiğe tamamen yok olacakları kadar maruz kalmadıkları için dirençli hale gelebilirler. Haliyle, artık kullandığınız antibiyotik, vücudunuzdaki o bakteriden artık daha güçsüzdür.
ABD’de yapılan bir araştırma, reçetelenen antibiyotiklerin %30unun gereksiz olduğunu göstermektedir. Ki reçeteli kullanımın, toplam kullanım içindeki payını düşünecek olursak durum oldukça vahimdir.
Antibiyotik kullanımı vücudumuzdaki 2 ekosistemi etkiler: etrafımızda yaşayan bakteriler ve içimizde, bağırsak floramızda yaşayanlar (mikrobiyotamız).
Bağışıklık sistemimizde bağırsak sağlığımızın ne kadar önemli olduğunu bilmemize rağmen, antibiyotik kullanımı mikrobiyota dengemizi “dost bakteriler”i de yok ederek bozabilir. Antibiyotikler bağırsak iklimimizi değiştirerek antibiyotik kaynaklı rahatsızlıklara karşı bizi daha savunmasız bırakır. Antibiyotiklerin genelde yan etkileri arasında ishal, mide bulantısı, kusma, mide ağrıları gibi genelde sindirim kaynaklı etkilerin yer alması bu sebeptendir. Dolayısıyla, antibiyotik kullanmamız zorunlu olan durumlarda, bağırsak floramızı doğal haline getirmek için üzerimize düşeni yapmak elzemdir dostlar.
Bağırsak floramızın tamirinde gıdalar çok önemli rol oynar. Aşağıda bağırsaklarımızı dost bakterilerle doldurmak için yapabileceklerimizi sıralıyorum:
- Hassasiyetiniz olabilecek yiyecekleri bir süre beslenmenizden çıkarın (örn. Gluten içeren yiyecekler)
- Prebiyotik zengini yiyecekler tüketin: kuşkonmaz, muz, enginar, tam tahıllar (yulaf, arpa, yabani pirinç, bulgur, kinoa)
- Bakliyat gibi lif kaynaklarına odaklanın (fasulye, mercimek, bezelye gibi)
- Probiyotikli yoğurtlar veya ev yapımı yoğurtlar yiyin
- Kefir, kombucha, şalgam gibi fermente içecekler için
- Turşu da şahane bir probiyotiktir. Özellikle, lahana turşusundan bolca tüketebilirsiniz.
- Bir antibakteriyel ve doğal antioksidan olarak bal tüketmek de iyi bakterilerin çoğalmasına yardımcıdır.
- Kökleri yenebilen sebzeleri beslenmenize ekleyerek prebiyotik tüketiminizi artırabilirsiniz. Soğan, sarımsak, pırasa, yeşil soğan bu gruptadır.
- Faydalı bakterileri bağırsaklarınıza doldurmak için Lactobacillus ve bifidobacteria içeren probiyotikleri gıda takviyesi olarak alabilirsiniz.
- Daha az şeker ve işlenmiş gıda tüketin.
- Stresinizi yönetin ve iyi uyuyun.
- Düzenli egzersiz yapın.
