Kahvaltılık gevrek, süt ürünleri gibi ürünler üreten ve markalarını „sağlıklı yaşam“ platformuna dayandırmak için didinen firmalara kötü bir haberim var: henüz farkında değilsiniz ancak Alkali Beslenme sessiz ve derinden gelen bir aydınlanma sürecini beraberinde getirecek.
Benim bu akım ile tanışmam Dr. Ayşegül Çoruhlu’nun “Alkali Diyet” ve ertesinde “Tokuz ama Açız” kitaplarını okumamla oldu. (Kendisi 2. Kitabının daha kapsamlı olduğunu iddia etse de, ben akıma ilgi duyanların 1. Kitabı (Alkali Diyet) okumasını tavsiye ederim.) Teorik arka planına bakacak olursak Alkali beslenme şunu söylüyor: kanımız 7.4 gibi hafif alkali (bazik) bir ph oranını tutturarak hayatına devam ediyor. Vücudun tüm iç dengesi de bu ph oranını tutturmak üzere çalışıyor. Yediğimiz ürünler, asit içerdikçe ve vücutta asit yarattıkça bunu dengelemek için vücut sürekli baz pompalamaya çalışıyor. Eğer, elindeki kaynaklar (yediklerimiz) yeterli değilse, vücuttaki karbonata saldırıyor. Bu karbonat da kalsiyumkarbonat formunda kemiklerde bulunuyor ve kemiklerden emiliyor. Yani, orta vadede, asidik beslenme kemikleri zayıflatarak osteoporoz riskini ve hızlı yaşlanmayı beraberinde getiriyor. Ayrıca, asidik beslenme, üre ve ürik asit oluşumunu da artırdığı için böbreklerde sıkıntı (taş gibi) yaratıyor. Ayrıca, vücudumuzdaki asit miktarı vücudun temizleyebileceğinden fazla ise, vücut bunları (sıkıntı çıkarmayacak bir bölgede) depolama eğilimine giriyor. En iyi depolarından birisi de yağ deposu. Asit yükü fazlaysa vücut, bu depolardaki yağı enerji için kullanmayı tercih etmiyor. Çünkü asitlerin tekrar ortaya çıkmasını istemiyor. Vücudumuzdaki asit yükünü ölçmenin ilk ve en kolay yolu ise idrar kontrolü. Sabah uyandığınızda (son su tüketiminizden sonra en az 6 saat geçmiş olması kritik) idrarınızın renk ve kokusunu kontrol edin. Ne kadar koyu ve kokulu ise, o kadar asit yüklüsünüz demektir. Peki, asit yapan yiyecekler derken neleri kastediyoruz?
- Kırmızı ve beyaz et (balık hariç –çünkü balıktaki omega 3, asitlerin yağ depolarında saklanmasını engelleyen faydalı yağlardan)
- Gluten içeren buğday ürünleri
- Süt ürünleri (keçi ürünleri, kefir ve lor hariç)
- Asitli içecekler (kitapta en ilgimi çeken bilgilerden biri: 1 bardak kola içtiğinizde vücut onu bünyesinden atmak için 32 bardak (!) su harcıyor)
- Şeker
Ne yapmalı? Benim de gündelik alışkanlıklarıma kattığım bazı (rahatlıkla uygulanabilir) tüyoları yazacağım:
- İçtiğimiz suyu alkalileştirerek vücudumuzun dengesini korumasına yardım edebiliriz. Bunun için:
- 1lt suya yarım çay kaşığı ingiliz karbonatı
- 5 lt suya 6 alkali damla
- Gece yatmadan ve sabah uyanınca (ilk iş) 1 bardak suya 1 çorba kaşığından biraz az elma sirkesi ekleyerek için.
- Gluten içermeyen buğday ürünlerine (karabuğday/buckwheat gibi) yönelin
- Yoğun probiyotik içerdiğinden fırsat buldukça kefir tüketin
- Keçi loru bence çok lezzetli. Beyaz peynir’in yerine koyabilirseniz ne ala (piyasada kecheese diye bir marka var, ben onu alıyorum)
- Bol bol yeşil çay, mate, (katı sebze sıkacağınız varsa) yeşil sebze sularına yönelin
- Eğer kırmızı et veya tavuk tüketiyorsanız tükettiğiniz et porsiyonunun 4 katı kadar çiğ sebze (salata) tüketin ki, aldığınız asiti kendi tabağınızda dengeleyebilesiniz.
- Tatlı ihtiyacınızı bitter çikolata ve meyvelerle gidermeye çalışın ama tüm diyetisyenlerin de dediği gibi, tatlıyla işiniz ne kadar erken biterse o kadar iyi olur.
Eğer, daha düz bir karın istiyorsak Dr. Ayşegül Çoruhlu’nun ilave bir tavsiyesi de haftada 2 akşam; akşam yemeklerini iptal etmek. (dinner-cancellation) Özetle, kitabını okumanızı tavsiye ederim. Okuyana dek de benim özet tavsiyelerim biraz gününüzü kurtaracaktır.
